Gözden Geçirilen Geçmiş Yaşamların Çapraz Doğrulanmasının Önemi

Athanasios N. Komianos

Giriş

Regresyon terapisi alanındaki profesyonellerin büyük çoğunluğu, açığa çıkan ve yeniden yaşanan deneyimler ile gerçek olaylar arasındaki ilişkilerin önemini göz ardı etme eğilimindedirler. Bunun iki nedeni vardır: İlki, mesleğimizin öncülerinin, danışanları için asıl ve yaşamsal olan şeyin duygusal rahatlamaya ve katarsise erişmek ve mevcut sorunu hafifletmek olduğunu savunmalarıdır. Bu hedefe erişildiyse, danışanın o şeyleri hayal mi ettiği, yoksa bir geçmiş yaşam deneyimini gerçekten yeniden mi yaşadığı konusu terapisti ilgilendirmez. İkincisi ise, gözden geçirilmiş deneyimlerin tarihsel gerçekliktekilerle karşılaştırılarak doğrulanmasıyla ilişkili zorlukların mevcudiyetidir. Anlatılan hikaye geçmişin doğru dürüst kayıtlarının tutulmadığı çok eski zamanlarında geçmesi durumunda, bu olayların izi nasıl sürülebilir? Ayrıca hepimiz biliyoruz ki danışanlarımızın çoğu isimler, tarihler veya tarihsel ayrıntıları değil de duygusal malzemeleri açığa çıkarmaktadır. Bu savunma sağlam ve akılcıdır ve doğrulamayı bir kenara bırakınca terapist güvenilirlikle ilgili kaygılardan da kurtulur ve bu da işini kolaylaştırır.

Oysa başka bir mesele işleri biraz karmaşıklaştırmaktadır: danışanlarımızın kendi regresyonlarına dair kişisel görüşleri. Onların kendi deneyimlerine dair kuşkular taşıdıklarını hepimiz bilmekteyiz. Gördükleri veya hissettikleri şeyin gerçekliğine dair kendilerini sorgularlar. Tekrardoğuş fikri onlara yabancıdır. Bunun üstünde daha önce hiç düşünmemişlerdir. “Bunların hepsi benim zihnimde mi?” veya “Bunların hepsini uydurdum mu?” gibi sorular hakim düşüncelerdir; özellikle (danışanlarımızın ortalama seans sayısı olan) iki veya üç regresyon yaptırmış olanlar için. Meraklı bir insan zihninin (tekrardoğuşa inananların bile) doğal eğilimi, bu deneyimlerin gerçekliğinden kuşkulanmaktır. Şimdi, biz terapistler onlara, “…hayal gücünüz böyle sefil bir yaşamda bir köle -veya engizisyon tarafından suçlanan ve yakılan bir cadı- olduğunuza dair bu korkunç hikayeyi neden uydurdu dersiniz?” diye sorduğumuzda ise yanıt genellikle, “Hımmm,” şeklindedir. “Hımm,” ise pek çok farklı biçimde yorumlanabilir ama bence, merak dolu bir şaşkınlığı sembolize etmektedir. İçinde isimlerin, tarihlerin ve mekanların geçmediği bir hikaye nasıl doğrulanabilirdi? Bunu aşmanın bir yolu var mıdır? Bence var. Ama teoriyi genişletmeden önce, izin verirseniz birkaç vakayı ele almak istiyorum.

Leave a comment

You must be logged in to post a comment.